“Sosyal Sorumlu” kimdir?
“Sosyal sorumluluk” dendiğinde herkes kafasını sesin geldiği yöne çeviriyor.
Ajanslardaki arkadaşlarım çeşitli firmalar için sosyal sorumluluk kampanyaları çalışıyor, bloglarda sosyal sorumluluk kampanyaları konuşuluyor, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili kalitatif bir ankete tabi tutuldum (bu konuda da söyleyecek bir şeyim var, ayrı bir yazının konusu), hatta bayram ziyaretlerinde “sizin sosyal sorumluluğunuz var mı?” gibi sorular dahi duydum.
Doğu illerindeki okullara bir kaç parça kırtasiye malzemesi gönderen de sosyal sorumluluk yapıyor, binlerce kız okutan da, mail iletilerinin çıktısını almadığımız taktirde daha az ağaç kesileceği konusunda uyarıda bulunan şirketler de…
Bunlardan hangisinin daha sosyal sorumlu olduğu hakkında bir ölçüm yapabilir misiniz?
Sosyal sorumluluğun kimin harcı olduğundan bahsetmiştik.
Fatmanur Erdoğan konuyu “Sosyal Sorumlu kim olmalı?” diyerek farklı bir perspektiften sorguladı.
Bu konuların içine sürekli girdiğim için düşüncem şu; Sosyal sorumlu olanlar şirketler değil, şirketin bünyesindeki insanlardır!
Sosyal sorumluluk kampanyalarını diğer iletişim kampanyalarından ayıran en belirgin şey içerdiği yoğun duygusal iletişim öğeleridir.
İktisadi yapılar her zaman kazanmak isterler. Kazanan olmak için iletişim yaparlar. Zaman zaman iletişimin tonu da değişir.
En güçlü iletişim tipinin “duygusal iletişim” olduğu keşfedildiğinden ve etkinliği ıspatlandığından beri, sosyal sorumluluk projeleri tavan yaptı. Hayır için değil, etki yaratmak için…
Bu nedenlerledir ki sosyal sorumluluk aslında bir “proje”dir.
Bu tip projelere başlanırken kaç insana yardım edileceği ya da kaç ağaç kurtarılacağından önce, bu projenin bütçede yaratacağı açık ve karşılığında getireceği iletişim değeri ölçülür.
Öte yandan, sosyal sorumluluk içeren iletişim projelerinin dünyaya getireceği faydaya inanan profesyoneller olabilir (ben de onlar arasındayım). İnsanlar sosyal sorumluluk kampanyalarını alkışlarlar ve sonuçları ile nadiren ilgilenirler, ancak, günün sonunda bu işin şirkete getireceği iletişim değerini rakamlarla ilgilenen kişilere aktarmak yine “sosyal sorumlu” profesyonellere kalır…

Ocak 22nd, 2009 at 11:38
Merhaba, bu yorumu kisisel blog sayfaniza birakmistim fakat burada daha genis bir kitlenin gorebilecegini dusunerek ayni yorumu buraya da birakiyorum. (Turkce karakter problemi icin ozur dilerim, Ingilizce klavye ile yazmak durumundayim)
Merhabalar,
Guzel bir tartisma baslattiginizi dusunmekle birlikte vardiginiz sonuclara pek de katilmiyorum. Sirketlerin sosyal sorumlu olmayacagini, bu sirketlerde calisanlarin sosyal sorumlu olabilecegini yazmanizdan bahsediyorum. Elbette, kurumlarda calisanlarin yarattigi kulturun bu kurumlari nasil etkileyebilecegini kucumsemiyorum fakat bu sosyal sorumluluk disindaki konularda ne kadar gecerliyse burada da o kadar gecerli. Yani o zaman seffaf sirketler olmaz, seffaf kisiler olur ya da yenilikci sirketler olmaz, yenilikci calisanlar olur.
Sosyal projelerde sirketlerin sosyal faydaya degil sadece iletisim degerine onem verdikleri savina da cok katilmiyorum. Bu duzeyde yapilan projeler de cok var ama sosyal sorumluluk projelerini bu anlayisla yapan sirketler zaten lider firmalari taklit etmekten oteye gecemiyorlar.
Ben alti senedir, uluslararasi bir sirketin Sosyal Sorumluluk departmaninda calisiyorum ve senelerdir hicbir sekilde iletisimini yapmadigimiz onlarca programimiz mevcut. Ayrica bu programlarin Sosyal etkisini ve Ticari etkisini olcmeye calistigimiz ayri ayri endekslerimiz var. Iletisimini yaptigimiz programlarimiz da var elbette, ayrica bircok projenin de maliyet dusurme yonuyle sirkete yaptigi katkilar var. Bunlarin disinda sosyal sorumluluk projesi olarak baslayan ve yarattigi sosyal etkinin yaninda sirkete yeni is alanlari konusunda ilham veren projeler de mevcut.
Cok fazla uzatmadan soyle bagliyim, Turkiye’de sadece iletisim amacli sosyal projelerin bu aralar cok revacta oldugunun farkindayim fakat zamanla sapla samanin birbirinden ayrilacagini ve hem sosyal hem de ticari anlamda pozitif deger yaratan programlari gorecegimizi dusunuyorum
Ocak 22nd, 2009 at 16:58
Aykan merhaba,
Kurumları şeffaflaştıranların da, yenilikçi yapanların da kişiler/çalışanlar olduğuna inanıyorum.
Sosyal Sorumluluk konusunda ele alırsak, şirketin kendiliğinden bir itkiyle toplumsal sorumluluk bilincini çalışanlarına aşıladığını düşünemeyiz.
Eğer bunu kabul ediyorsak bir kurum kültürü’nden de söz etmemiz gerekir.
Kurum kültürü genellikle kurum içerisindeki liderler veya yöneticiler tarafından yaratılır. Bu yaratım süreci bilinçli olmaz ya da herhangi bir güdümleme yapmaksızın başıboş bırakılırsa kurum kültürü negatife gider.
Kendi haline bırakılan hiç bir kurumun rutin işleyişini sağlarken değer yarattığına şahit olmadım (bu konuda örneklerim de var).
İletişimciler işin farklı değerlerini görebilseler bile, aşağıda saydığım örnekler işin değerini maddi boyutuyla ölçen birimlerin görüşleridir;
Yapılan bir hayır işinin ödeme formu finans müdürünün önüne imzaya geldiğinde “bu paranın neden/nereye harcandığının” hesabı sorulur.
İş yapılıp geri dönüş alınmadığı taktirde bir üstünüz ya da CEO’nuz, neden başarısız olunduğunun hesabını sorar.
Bu görüşler daha mekanik, şirket habitatına daha yakın kişilerin görüşleridir. Bu görüşlerin sahiplerinden “sosyal sorumluluk” niteliğinde düşüncele tohumlarının filizlenmesi için;
1-Hayatını ciddiye alması,
2-İnsanlara ve kendisine saygısı olması,
3-Düşünen, fikir üreten, pozitif bakan ve değişime/gelişime inanan bir birey olması gerekli.
Bu kriterlerin aksi halini ben, görev tanımının dışında suya sabuna dokunmayan, geleneksel memur zihniyeti olarak adlandırıyorum.
Öte yandan, iletişimi yalnızca mainstream olarak düşünmeyelim. Yapılan sosyal sorumluluk iletişimi zaman zaman içe dönük şekilde, çalışanları motive edici şekilde, şirkete bağlılığı artırmak amacıyla da uygulanabilir (senin tonundan da, yaptığın işten çok memnun olduğunu görüyorum ve şirketin bu konuda başarılı olduğunu gözlemliyorum).
Benim şu an çalıştığım kurum da iletişimini yapmadığımız toplumsal sorumluluk hareketlerinde sıkça bulunuyor. Ancak bu, yine kurumdaki liderlerin aldığı kişisel inisiyatifler doğrultusunda gerçekleşiyor.
Dediğin gibi, bu tip faaliyetler zaman içerisinde elekten geçecek ve layık olanlar yerlerine kurulma keyfini mutlaka tadacaktır.
Yorumun için çok teşekkür ederim. Selamlar,
Haziran 23rd, 2010 at 17:44
Herkes kendi işinde uzman sende ölesin çok güzel bilgi teşekürler