Pazarlama Sporu
Burcu Tüzün
31.01.2009
Pazarlama dediğimde aklına ne geliyor? Spor pazarlaması denince aklına ne geliyor? Spor pazarlaması diye bir kavram var mı gerçekten? Yoksa sporda pazarlama demek daha mı doğru?
Spor nedir? TDK 2 farklı anlam yüklüyor. Birincisi kişisel veya toplu yarışlar biçiminde yapılan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü. Diğeri de çiçeksiz bitkilerde üreme organı. Polenlerle başım fena halde dertte olduğundan ben birinci anlamıyla ilgilenmeyi tercih ederim.
Pazarlama nedir? Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini belirlemeyi ve karşılamayı içeren etkinliklerin bütünü diyor TDK.
TDK bu iki kelimeyi yukarıdaki gibi tanımlasa da, her birey kafasında bu iki kelime için bambaşka kurgular yaratıyor.Spor kimine göre eğlence , kimine göre ciddi bir uğraş , kimine göre stresten arınma yöntemi , kimine göre ise şiddet . Ülkemizdeki pek çok insan için ne yazık ki sadece ve sadece futbol . Hatta futbol bile değil sadece bir gruba ait olma hissi. Zaman zaman düşmanlık, nefret … Oysa futbol, belirli aralıklarla birbirlerini yenen ve birbirlerine yenilen 11′er kişilik iki ekibin 90 dakikalık oyunu.
Haydi dürüst ol , spor dediğimde kaç kişinin aklına yüzme geliyor? Peki sen kaç yüzme klübü sayabilirsin? Sporun her dalına hayran, Beden Terbiye Kanunu ‘nu çıkartmış, beden eğitimini zorunlu kılmış, ölümünün ardından dönemin ünlü günlük spor gazetesi L’Auto tarafından söylev ve kağıt üzerinde kalmayan icraatlarıyla, stadyumlar ve spor tesisleri yaptıran lider ilan edilen bir Ata ‘nın çocukları olarak spora bakışımız içler acısı.
Spor pazarlaması için bir anlatım var mı? Bence yok. Çünkü spor pazarlaması diye bir kavram yok . Yine yabancı bir terimin içler acısı Türkçe çevirisiyle ilgili sancılar girdi karnıma. Spor pazarlaması değil, sporda pazarlama … Nereden çıkar ki henüz pazarlamayı doğru düzgün kıvıramamış bir ülkenin bir de pazarlama için bu kadar keskin terimler yaratıyor olması?
Pazarlama birim birim değildir. Bir bütündür . Etkinlik pazarlaması, spor pazarlaması, kabak pazarlaması, patlıcan pazarlaması… Daha neler? Daha satışla pazarlamayı ayırmayı başaramadık ki sporu pazarlamayı, etkinliği pazarlamayı konuşalım.Evet kötümserim. Aylar önce üzerinde pek çok blog yazarının tartıştığı “ gerçek pazarlama insanı” konusunda bile bir gram ilerlemedik. İyimser olmak için bana bir sebep gösterin.
Sporda pazarlama demeyi tercih ettiğimi anladın zaten. Sporda pazarlamadan markalarımızın anladıkları neler? Hemen bir kontrol et bakalım arama motorlarını. Global markaların Türk yöneticileri bile sporda sponsorluk dışında ne yapacaklarından bir haberler. Sponsor olduk, markamızın logosunu her türlü basılı, görsel ilana yapıştırdık, spor faaliyetine kendi imkanlarımızda fayda sağladık. Bitti! (mi?)
Alacağın cevap belli: EVET!
Benim cevabım da belli: HAYIR!
Peki sporda pazarlama ile neler yapabilirsin? Burada da her markanın sporda pazarlama işine kalkışmaması gerektiğinin altını çizmek gerekir. Bir marka her yerde olmak zorunda değil . Bir bak konumlandırmana , pozisyonlanmana , rekabet stratejine , hedef kitlene … O spor dalıyla örtüşüyor mu? Yoksa amacın göz boyamak , “bak sana ne kadar da yakınım, görüyor musun, maça geldin takımına desteğim, stadın her yerindeyim” demek mi?
İsim vermeyeceğim global bir markanın Türkiye pazarlama müdürü, bir sunumunda şunu söyledi:
Sponsorluk bir risk. Uçurumun ucunda durmak gibi. Bir küçük adım seni aşağı düşürebilir ama başarabilirsen düşmemeyi yükseklerden uçuruma düşmüşlere bakıp, gülümseyebilir “bak ben başardım” diyebilirsin.
Çok acımasız olmamam lazım. Çok başarılı sponsorluklar da var. Hiç bir zaman barışık olmadığım “ Turkcell ” , süper ligde başarılı oldu. “ Turkcell Süper Lig hiç bitmesin ” ve ardından gelen “ Turkcell Süper Lig artık başlasın ” iletişimleri pek çok futbolseverin dilinden düşmedi.Türkiye Kupası’nda yaşanan olaylar “ Fortis ” için tehlike çanları çaldırdı. Kupada şike iddiaları, büyük bir futbol klübünün çekilebileceğini açıklamasıyla günlerce sansasyon yaratıldı. Tabii Fortis bunu medyada daha çok yer almak, iyi ya da kötü her haberde adının geçmesini bir başarı saymak gafletinde bulunduysa sponsorluğun risklerini birilerinin Fortis ‘e hatırlatması gerek.
Sponsorluğun ilk kriterini uzun vadeli olmayı başaran yegâne marka. Hedef kitleyi kalbinin ortasından vurmayı çok iyi bildi. Bunu sahada bırakmadı, iletişimine taşıdı, pekiştirdi.
Sporda sponsorluktan başka şeyler de yapabilirsin. İlla bir klübün yanında
durmana gerek yok. Bir spor dalına odaklanan pek çok marka biliyoruz. Örneğin Quicksilver çok sevdiğim bir marka. Belki de bir Akdeniz çocuğu olmamdan kaynaklanıyor. Bende ilk çağrıştırdıkları okyanus dalgaları ve sörf .
Kahve Dünyası bir diğer örnek. Yelken Kupası sponsoru. Çok bağırmadığından bilmiyorsun belki de. Basketbol Ligi’ ne sponsor olan Beko ‘nun yaptığı gibi.
Ülke olarak neresindeyiz sporda pazarlamanın ? Futbolumuzda bir kaç bilinçsiz insan yüzünden yediğimiz darbenin ardından bu imajı düzeltmek için ne yaptık? Bir marka bu işi üstlenip (örneğin Arçelik, Beko ) birkaç farklı ülke ile dostluk maçı düzenleseydi? İmajımız bir anda korkulan takımdan kupa dışı kalan cezalı takıma düştü. Ne yaptık düzeltmek için? Kocaman bir HİÇ! 
Ya sahip olduğumuz diğer spor kaynaklarımız? 12 dev adamımıza ne oldu?
Hala turistik olarak pazarlamasının plana programa oturtulamadığı bu ülkenin pek çok dalış noktası, koyları, inanılmaz berraklıkta suları var. Firavunları, piramitleri ile tarihini pazarlamayı bizden daha iyi yapan Mısır, sualtı dünyasını bizden daha iyi pazarlıyor. Bir PADI dalgıç olarak kabul ediyorum ki Sharm’daki su altı Türkiye de dahil şimdiye kadar dalış yaptığım 4 ülkeden çok daha güzel. Ama dalınca aslında o güzellik kadar da şişirildiğini düşünüyorum. Bir senede ünlü yazarlara yazdırdıkları firavun ve Mısır tarihi kitaplarını dünyanın çeşitli ülkelerine yayarak büyük bir başarı yakalayan ve turizm beklentilerini 2,5 katına çıkaran Mısır su altı dünyası için de artık “ dünyanın en güzel su altı ” ifadesini kullanmaya başladı.
Türkiye’nin Kaş’ ı da su altı dünyası için harika bir örnek. “ Köprülü Kanyon” raftingi de aynı şekilde. Bodrum’da, Marmaris’te, Fethiye’de inanılmaz dalış noktaları var. Çanakkale’de antik savaş batıkları, Antalya’da uçak batıkları var. Kültür Bakanlığımız bunları ele almaktansa hiç de ilgi çekmeyen tanıtım filmleri ile uğraşmaktan başka bir şey yapmıyor. En çok üzüldüğüm şey de bir Mısır olamamamız . Tarihse tarih, su altı ise sualtı…
Takıldık bir kaliteli turist meselesine. Kaliteli turist sadece golf oynamaz ey golf resort sahipleri ! Golf Avrupa ülkelerinde zengin kesim sporu değildir bizdeki gibi. Siz bizimkilere bakmayın, özentilik bizimkilerinki. Golfe de önem verin ama zengin çekmek için değil, spora destek olmak istediğiniz için yapın bunu . Mesela neden bu Golf Resort’lar yetenekli küçükleri alıp yetiştirmiyorlar? İşte sana sporda pazarlama alanı.
açıkladığında nedense salondaki çoğu kişi ağzını açmaya zaman bulamadı. Bir kulüp olarak kombineli taraftarlarının interaktif bir haritada nerelerde yaşadıklarını ve neler yaptıklarını biliyorlardı . Bizim ağzımızı yayarak söylediğimiz “ lifestyle marketing ” için bunları yapmak gerekiyor. D’orso’ya bağlı 5 kişilik bir interaktif pazarlama ekibi vardı. Bizde “interaktif pazarlama mı amaaaaan web sitesi yani” diyor sevgili fosiller
Türkiye’de kulüpleşmeye en yakın ama bir o kadar da uzak olan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın bazı açıklamaları bir Fenerbahçeli ve bir “gerçek” pazarlama uzmanı olarak beni çok üzmüştü. Aziz Başkan Fenerbahçe taraftarını “müşteri” olarak görmediklerini söylemişti. Tamamen iyi niyetle taraftara övgü amaçlı söylenmiş olsa da yanlıştı! Biz taraftarlar müşterileriz . Futbolcular değil ama takım senin ürünün . Bizler de futbolcuların değil o ürünün sevdalılarıyız. Üstelik hiç bir markada bulamayacağın bir bağlılıkla . Rakibine kaçmak bir yana rakibinin yanından bile geçmeyiz. Asla bir Arçelik, Bosch, Siemens çekişmesi yaşamazsın.
Kombine için o kadar form dolduruyorum her defasında. Bunu yaparken emin ol hiç söylenmiyorum. Oysa başka herhangi bir marka için üç saat konuşup sonunda o formu bırakıp çıkıyorum. Bir banka kredi kartımı şubeye yönlendirdi eve gelmedi diye kıyameti koparan ben, kombinemi yine stada gidip alıyorum.
Şampiyonluk kutlamasında ağabeyim durup dururken ortadan kayboldu ve yarım saat sonra kucağında Fenerium’dan 120 YTL’ye aldığı yaklaşık yarım metrelik bir kanarya oyuncak ile döndü. O sevinçle bana bir hediye almak istemişti. Tüm bunları başka bir marka için yapan müşteriler var mı? Bakalım bu kulüpler biz taraftarları ne zaman müşteri olarak kabullenecek ve bizleri ciddiye alacaklar ? O zaman işte yönetimde iş adamlarının yanında bu konularla ilgilenmesi için “gerçek” pazarlama yöneticileri barındırmaya başlayacaklar. Dertleri transferden çok müşterileri olduğu zaman bir Manchester, Barcelona, Milan olacaklarını anlayacaklar.O yüzden henüz sporda pazarlama oturmamışken interaktif pazarlama ve sporda pazarlama konuşmamız anlamsız geliyor.
Yine de bir küçük örnek… Second Life’ ta Amsterdam’a uç ve birebir uyarlanmış Ajax Stadı’nı gör. NBA’ in Second Life’a özel neler yaptığını, takımları, oyuncuları keşfet. Adidas’ın, Puma’nın yani sevgili Dassler kardeşlerin Second Life dünyasına uzanan ellerini tut.
Tags: Burcu Tüzün, Pazarlama


Ocak 31st, 2009 at 19:15
Selam, Taraftarin musteri oldugu bayagi tartisilabilecek bir onerme. Buna katiliyorum cunku taraftari tuketimi ile (bilet, forma vs..) katkida bulunmayan klubun ayakta kalma sansi cok cok azaliyor. Ama ayni zamanda katilmiyorum cunku aldigimiz urunun bir alternatifi yok. Soyle ki yok, Fenerium’da kasada beni 1 saat bekletseler de, urunleri cirkin de yapsalar yine oradan alis-veris yaparim, dolayisiyla hicbir markanin sagliyamayacagi bir baglilik var. Hizmeti yukselterek, daha iyi urun tasarliyarak benim senede 5 yerine 15 urun almami saglayabilirler bu dogru ama neticede guzel seyler var diye (hani varsayalim :)) GS Store’dan alisveris edecek degiliz. Sonucta bu baglilik, marka bagimliligi ile aciklanamaz cunku onun cok otesinde…
Şubat 1st, 2009 at 19:53
Marketing Türkiye’nin düzenlediği “SPONSORLUK” konferansına gitmiştim. İlk gün, çeşitli spor dalları ve o dallardaki milli sporcular ortalıktaydı. İğne atsanız yere düşmüyordu.
Giderek eşantiyonlar dağıtıldı bitti. Konferans’ın cazibesi de azaldı. NBA’in pazarlama yöneticisini çoğunluğu boş bir salonda izledik.
İki büyük sponsor olan Turkcell ve Fortis ise sadece 5 kişiye konuştular.
Bizzat bu konu sayesinde gelir elde etmesi gerekenler ortada yoktu.
Dolayısıyla, ister “sporda pazarlama” olsun, “spor pazarlaması”… Lehdar’lar ilgilenmiyor ki
Şubat 2nd, 2009 at 23:27
Düzeltme gibi olsun istemem ama, “Quiksilver” diye yazılıyor. Ben de ilk öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Yazarken gözünden kaçtığını düşünüyorum. Bu yorumu Quiksilver markasına olan bağlılığımı ifade etmek için yazıyorum aslında. Marka olmanın gereklerini çok başarılı bir operasyonla yerine getirdiklerini düşünüyorum. Düzenledikleri sörf etkinlikleriyle bu spor için Billabong ile beraber ilk akla gelenlerden biri onlar bence, yalnızca marka olarak değil, kavram olarak. Futbol deyince aklıma asla ilk olarak Nike gelmedi, ama ürün yelpazesi ve tasarımdaki tercihleri, bilinçaltımda Quiksilver ile sörf sporunu ayrılmaz bir bütün olarak görmemi sağlıyor. Tasarımları ve ürünlerinde kullandıkları hammadde kalitesi, dayanıklılığı, onlara sadık kalmamı sağlıyor. Teşekkür ederim efendim. Çok keyifli bir analiz olmuş. Blogunuzu da yeni takip etmeye başladım. Çok güzel gidiyorsunuz.
Aralık 24th, 2009 at 19:36
merhabalar burcu hanım. yazınız oldukça iddialı,tebrik ederek başlamak istiyorum. ben izzet baysal üniversitesi besyo spor yöneticiliği bölümünde okuyorum. acaba spor pazarlaması ile ilgili seminerler veriyormusunuz yada vermeyi düşünüyorumusunuz? iletişime geçebilirsek sevinirim. iyi çalışmalar…