Archive for the ‘Dijital Pazarlama’ Category

Perakende’de Dell’in uyguladığı metodun nasıl uyarlanabileceğinden bahsettik.

Bir de tüketici perspektifinden bakalım; aklınızda yeni bir bilgisayar ya da teknoloji ürünü satın alma fikri olmamasına rağmen, bir “fırsat” opsiyonu anlık satın alma itkisi yaratabiliyor.
Bu anlık satın alma itkisi, Dell’in Twitter’da yakaladığı büyümenin bir başka sebebi olarak gösterilebilir. Peki, hepsi bu mu?

Elbette değil.
Eski de olsa, 2002 yılında yapılmış bir online satın alma davranışı araştırması, anlık satın alma davranışı gösteren web kullanıcılarının satın aldıkları ürünlere %75 gibi bir oranda kategori sayfalarından ulaştıklarını göstermekte.

“Bu bulgularla Twitter’ın ne ilgisi var?” diyebilirsiniz.
Bir ürün hakkında bilgi almak ya da yalnızca gezinmek amacıyla dolaştığımız bir websitesi’nde gözümüze çarpan uygun fiyatlı bir ürün anlık satın alma güdüsünü tetikliyor.
Bu çıktıları “Genellikle aradığımızı değil, gördüğümüzü satın alıyoruz” şeklinde yorumlayabiliriz.

Dell, Twitter’ı kullanarak ekranının başındaki bir çok insanın, aslında aramadıkları ürünleri, herhangi bir e-ticaret platformunda dahi olmamalarına rağmen gözüne soktuğu için bu başarıyı yakaladı.


| Filed Under: Dijital Pazarlama, Web 2.0, PR 2.0 & Sosyal Medya, e-Ticaret |

Bilgiye erişim metotları, artık değişti.

Real Time Web hakkında konuşmaya başladığımız ve öngörülerde bulunduğumuz bugünlerde, bilgi akışının yavaş yavaş sosyal ağlara ve daha büyük bir hızla kitlesellikten bireyselliğe geçişini, geleneksel metotların etkinliğini ve ulaşım gücünü yitirdiğini gözlemleyebiliyoruz.

Sosyal Medya, insanların kendi haber alma kaynaklarını kendilerinin belirleyeceği bir yola daha şimdiden girdi bile.

Sosyal Medya’yı tanımlarken bir çok nitelikten bahsediyoruz.
Sıkça kullandığımız iki nitelik var; biri “tarafsız”, diğeri “güvenilir”.

Sosyal Medya nasıl fark yaratır?

Geleneksel medya ve PR şirketlerinin ilişkilerini tartışır, geleceğe dair öngörülerde bulunurken Murat Gök, (Şu anki basının) Yerine gelenlerin eskilerini aratmayacağını düşünüyor musunuz?” gibi bir soru sordu.

  • Markalara seslerini duyurmak için şikayetlerini topluluk içinde belirten,
  • En ufak söz dizimini dahi bahane ederek yapılmaya çalışan işleri küçümseyen,
  • Markalara/insanlara olan antipatilerini yüksek sesle haykıran insanlar, markalarla karşı karşıya kaldıklarında el pençe divan duracaklarsa cevabım “Hayır, yeni gelenler daha bile kolay lokma olduğunu düşünüyorum” olacaktır.

Sosyal Medya’nın fark yaratacağını söylemek şu an için zor.
Ancak, Geleneksel Basın’ın güvenilirliğini yitirdiğinden, PR faaliyetlerinde network ve menfaat ilişkilerinin ayyuka çıktığından, basının şeffaf olmamasından şikayet ederek buna çözüm getirmek vaadiyle ortaya çıkan bir topluluğun, duruşunu koruması ve farkını ortaya koyması gerekli diye düşünüyorum.
Sosyal Medya, “tarafsızlık”, “güvenilirlik” ve en önemlisi “medya” unvanını ancak bu şekilde elde edebilir.

Markalar ve ajanslar da zamanla, elindeki sopayı (ya da çiçeği) her gösterene göz kırpanlarla, duruşunu koruyanlar arasındaki farkı kavrayacak ve web 2.0 topluluğunu buna göre etiketleyeceklerdir.

Bizim, basın mensuplarını ve sektör içerisindeki insanları kendimizce etiketlediğimiz gibi.


| Filed Under: Dijital Pazarlama, Web 2.0, PR 2.0 & Sosyal Medya |

Sosyal Medya dediğimiz yer nedir? Şikayet duvarı mıdır?
Bence değildir ve olmamalıdır.
Yoksa ciddiyetini kaybeder, bir çok marka sosyal medya’yı “cehennem” olarak görür, -yanlış bir karar alarak- uzak durur.

2.0 üzerine beyin fırtınası başlığı altına yorum yapan Oğuz Serdar, “3.parti marka değerlendirme / şikayet siteleri nasıl alt edilebilir?” diye sormuş.
Bu sorunun ipuçlarını
Sorunlu Tüketici 2.0‘da vermiştim, ancak daha açık cevabımı farklı bir yerde, Begüm Kaya’nın yazısı altında verdim;

Markalar şikayet toplama işini üçüncü partilerin ellerine bırakırlarsa, Şikayet Var gibi 2.0 kurallarından çok uzakta, şeffaflığı çok tartışılır sitelere hem fee öderler, hem de şikayetlere yetişmesi için eleman istihdam etmek zorunda kalırlar.
Bu toplulukların nasıl oluşturulacağı konusunda sektörel bazda çok çeşitli yaklaşımlar geliştirilebilir.
Mecralar bazında da incelenerek bir kaç kategoriye ayrılmış, bütünleşik bir müşteri datası oluşturulabilir ve mecranın iletişim tonu kendine has hale getirilir.
Hatta bir adım daha öteye götürülüp Gönüllü Marka Elçileri yaratılabilir.
Elbette Gönüllü Marka Elçileri yaratmak için farklı kurgular ve bir ek/alt kampanyalar yürütmek gerekli.
Bu Gönüllü Marka Elçileri’nin olası organik yardımları, dış kaynaklar olarak görülüp web mümkün olduğunca gözlemlenebilir.

Bunun üzerine Oğuz, “markaların bu işi yönetemeyeceği ve markalar üzeri ciddi bir oluşumun bu işi düzene sokabileceği”ni düşündüğünü belirtmiş.

Eğer Gönüllü Marka Elçileri topluluklarının yaklaşımları ve kurguları birbirlerinin aynısı olursa Oğuz bu tesbitinde haklı olabilir.
Ancak, ellerini çabuk tutup akıllıca yaklaşımlar geliştiren ve benzersiz kurgular yaratarak kendi topluluklarını yaratan markalar, “ağlama duvarları” ya da web’de kendi başlarına yakınarak ses çıkarmaya çalışan tüketicilere karşı daha avantajlı durumda geçeceklerdir.


| Filed Under: Dijital Pazarlama, Web 2.0, PR 2.0 & Sosyal Medya |

Everthing changes… Right? The world changes and we -the people- are changing too as Keane sang in “Everybody’s Changing”…

“I try to stay awake and remember my name
But everybody’s changing
And I don’t feel the same.”

Do you feel the same as you were in the past? I don’t. I’ m sure you don’t too. But don’t worry, this post is not something that you will question yourself… This post is something fun, i promise…

Just think about the time, you spent at internet… You are reading your e-mails, answering or deleting or the worst one- forwarding, chatting by messenger, gtalk, facebook, etc…, networking, researching, surfing… The last one is the one that makes me feel hungry, sad, happy… In fact it is not me who surfs, it is my emotions… I m surfing via friendfeed and feeling so hungry when i see yummy sushi, whooper, noodle, … I want them all!

What about the friendships? Before social networking, i was grouping my friends according to the education parts and the cities i lived in like: friends from primary school, high school, mba, Berlin, Wien, Strasbourg,Istanbul … Now, friends from high school, uni, work, project, consulting, friendfeed, plaxo,…

Family life changed too… If i don’t have an appointment with a client, i am checking my e-mails and daily to-do’s before having a breakfast with mum. And i am starting my usual daily life on internet till i go to bed. Of course having dinner wtih my family, but after dinner everybody is keeping on the routines on internet. TV is on but nobody knows who watches it. I know! The cats watch… And the love is something more complex that i will write another post about it. Just a little clue: If he is a technology consultant, this means your love is so digital that you always feel it even you 2 are offline :)

So… We had a look at our lives… It is “digitalising” itself without permission… But i m so into death and graveyards… The question is “why are NOT our gravestones DIGITAL?”

I am waking up and the first thing to do is hugging my netbook, which is with me wherever i go. I will have an iphone, use gps for directions, prefer internet than tv, … I will die as everyone and a marble-stone for my graveyard… Is this all? A stone? For all i did all my life long as a digital person? I am so sorry but i don’t accept this!
This is my last will: A digital gravestone!

And a brief for my digital gravestone: elegant, stylish and touch screen…

I am not kidding. I am serious. I want a digital gravestone in which there is an ad server. I don’t want my visitors feel tired by praying for me. I want these functions please:

- “Pray for” button: A sub-menu for different kinds of prays so that visitor can choose.

- Video recordable: Visitor can leave me a message

- Botego ve Sunumax services: Before i die, i will record a video in that i will explain “how to” with my gravestone.

- Adserver reports are including:

* From … to … (or in .. days) .. people walked through /nearby this graveyard.
* Todays visitors: …
* This grave was visited … times. … of visitors prayed for her, … of visitors left a message for her, … of visitors watched the video.

(I will give a message here: This is important for the ads i will replace to my digital gravestone, so please click even you don’t know me)

- Click for what she did in the world (this is a little about me section) and a sub navigation on ff, fb, blog, twitter,…

- Watch the videos about what people told about her after her death

- People who visited this grave also visited …

- Last visitors

- Most frequent visitors

- I want “like, didn’t like, loved, comment” properties as in ff. This will seem as a feed stream on the right side.

One of the most importants is that: People can remote pray or - comment without visiting the grave. No worries, adserver will count it too. People can watch my grave live 7/24 by a microsite.

Shortly, people have no chance to go on without me even after me :)

Ahh, for the ones who want to donate, “The shroud has no pockets” button.

Note: This post was inspired by a hotel ad at the corner of a graveyard in Antalya on the way to airport and i had a great conversation with great friends Harun Pekşen, Eren Kumcuoğlu and prof. Dr. Şule Özmen. This post is dedicated to these great 3 likeminded people.


| Filed Under: Dijital Pazarlama |