Archive for the ‘Kategorilenmemiş’ Category
Sayın Erol Batislam “Bir ajans müşterisinden ne zaman boşanmalı?” konusunu işlemiş.
Sn. Selim Tuncer’in Friendfeed’e eklediği bir girdi sayesinde öğrendim.
Okuyunca, “İlginçtir ki, bazılarını da “Müşteri ajansından ne zaman boşanmalı” için kullanabiliriz. Erol Batislam’dan alıntı yaparak yazmaya karar verdim” diye yazdım.
Selim usta da “Valla, ben de aynı şeyi düşünmüştüm Uğur Hocam, hatta okurken zaman zaman karıştırdım. Yaz da netleşsin! :)))” deyince…
Buyurun…
![]()
Bir müşteri ajansından ne zaman boşanmalı
- İş ortağımızsınız deyip, tedarikçi gibi davranıyorlarsa,
- İş kalitesi istikrarlı bir şekilde düşüşte ise,
- Müşteri hakkında iyi konuşmuyorlar, itibar zedeliyorlarsa,
- Ajans Başkanı pazarlamadan çok finans konularıyla ilgiliyse,
- Müşterinin karşısına aynı kategoride daha etkili iş yapacağı daha verimli bir ajans çıkmışsa,
- Önemli pazarlama kararlarını işe yeni girmiş mezunlara bırakmışlarsa,
- Effie ve Kristal Elma alma ihtimali (yani müşterisini değil, kendisi) dışında bir şey düşünemiyorsa,
- Ajans başkanı müşteriyle yemeğe dahi gitmeyi istemez hale gelmişse,
- İki sene üst üste müşterinin ajansı değerlendirmesi kötü ise
- Ajans işten anlamayanları “müşteri temsilcisi” yapıyor, ama hangi elemanı tutacağı konusuna karışılmasına tepki gösteriyorsa,
- Toplantılar 8 saat sürüp bir sonuca varılmıyorsa,
- Müşteri çalışanları (pazarlamaya hevesli çömezler bile) “yine mi ajans” deyip, toplantılara girmek istemiyorlarsa,
- 5 kere anlatılmasına rağmen, ajans yine de rakibin benzeri bir öneriyi “yaratıcı” diye sunuyorsa,
- “Bizim kreatif direktörün kaprisleri” gibi kendi iç işlerini düşük kalite bahanesi olarak sunuyorsa,
- Ajans tarafında son 6 ayda 3’üncü müşteri temsilcisi değişimi yaşandıysa,
- Ajans “biz sanat yapıyoruz, siz anlamıyorsunuz” diyorsa,
Müşteri, ajansından boşanmaya cesaret edebilmelidir, etmelidir…
Yukarıdaki nedenler, memlekette kriz olduğu durumlarda daha da geçerlidir…
Yani her zaman…
![]()
Not: Bu yazı 19 Haziran 2006′da yayınlanmıştı.
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Ancak bir de, şirketlerin elinde olmadan gelecek değişimden bahsetmek gerekiyor.
Google Mayıs ayında iPhone ve Android cihazlarında kullanılabilir olan mobil barkod tarama özelliğini duyurdu.
Google Product ile entegre çalışacak sistem, herhangi bir perakende mağazasına gittiğinizde gördüğünüz herhangi bir ürünün barkodunu cep telefonunuza okuttuktan sonra Google’daki sonuçları görmenize olanak sağlıyor.
Ne gibi sonuçlardan bahsediyoruz?
-Alternatif satın alma önerileri,
-Farklı fiyatlar,
-Ürün performansı,
-Satış sonrası destek ve servis kalitesi
-Hatta tüketici şikayetleri
Gibi her türlü geribildirimleri içeren sonuçlardan bahsedebiliriz.
Bunların perakende sektörü için anlamı nedir?
Bu gelişme orta vadede web’in klasik perakendeciliğe hem rakip olması, hem de klasik perakendecilikteki rekabetçi durumu körüklemesi anlamına geliyor.
Web’deki bu gelişmeleri iyi kullanamayan perakendeciler… Onlar suçu teknolojiye atabilirler.
Teknolojiyi iyi kullanan perakende firmalarının bu gelişmeleri kendileri için avantaja çevirmesi için ise bir sürü fırsat olacak…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Bir perakende şirketi düşünün. Örneğin, KVK, ya da Teknosa…
Bu şirket, elindeki stok fazlasını eritmek, likiditesini artırmak ve kısa süreli satış artırıcı kampanyalar düzenlemek istiyor.
Bu amaçla broşür, mağaza içi görsel malzemeler, mağaza içi raf düzenlemeleri, çalışanlara bilgilendirme kitapçıkları ya da kısa eğitimler, kısacası BTL (çizgi altı) iletişim araçlarını kullanıyor.
Zaman zaman daha da öteye gidip, dergilere ilanlar, outdoor bilgilendirme, SMS kampanyaları yapıyorlar.
Web’e dair kullanılan yegane şey, spam mantığında, veride hiç bir ayrıştırma yapılmadan atılan tüm database’e atılan e-newsletter’lar oluyor.
Bütün bunları, tüketiciyi mağazaya çekmek için yapıyorlar.
Tüketici’nin ürün görmek için mağazaya gitme devri artık sona erdi, fakat ısrarla mağaza içine sokmaya çalışılıyorlar. BTL giderler de cabası…
İlk temas = Web
Malesef, web ile bütünleşmek fikri, online satış yapılacak bir site kurmaktan ve e-newsletter göndermekten ibaret görülüyor.
Tüketiciler için fırsat olarak gördüğünüz kampanyalarınızı web’de etkin biçimde duyurmanız için, etkileşimli araçları kullanmanız ve tüketicilerle etkileşime geçmeniz gerekmekte.
Bugün ihtiyaç duymayan kimse sizin ayağınıza gelmez.
Bu durumda da, statik web alanınızda kendiniz çalıp, kendiniz oynarsınız.
E-newsletter gönderimiyle ya da ilan yoluyla mağazaya insan çekmek yerine, mağazanızı insanların ayağına getirmeyi düşünmeniz lazım.
Dell’in yakaladığı ve günlerdir konuşulan başarının sırrı, işte burada yatıyor.
Etkileşim’in gücü
Microblogging ve diğer Web 2.0 araçları, kartopu etkisi yaratıyor.
Biraz dikkatli bakıldığında, DellOutlet hesabının bu kadar bilinir hale gelmesinin ve yayılma prensibinin, aslında Twitter’ın cevap verme mekanizması olan @reply seçeneği olduğunu gözlemlenebilir.
Adım adım incelersek;
- Dell tarafından yapılan her yeni Twitter gönderisine,
- Takipçi ve takipçi olmayan fakat ürünlerle ilgilenen insanların sordukları sorular,
- Satın alma talepleri ve
- Geri bildirim vermeleri,
- Ardından, bu hareketlerin Twitter üyesi binlerce insanın da dikkatini çekmesine ve
- Kampanyalardan farkında olmasalar da haberlerinin olmasının sağlanması
ve Twitter üzerinden gerçekleşebilecek yüzlerce farklı etkileşim üzerine kurulu bir iş modeli olduğunu söyleyebiliriz.
Dell’in Twitter iş modelinin ve Twitter’ın @reply fonksiyonunun pazarlama adına etkin kullanımıyla nasıl harikalar yarattığını gördükten sonra, yerli perakendeciler (özellikle teknoloji firmaları) farklı kurgular düşünmeden, benzer bir modeli kendileri için geliştirebilirler.
Ancak, bunun için önce Dell gibi şeffaf ve tüketiciyle etkileşimi bir şirket kültürü olarak benimsemiş olmaları gerekiyor.
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Dell bu başarısıyla yalnızca stoklarını eritip satışlarını artırmakla kalmadı, pazarlama dünyasına Sosyal Medya’da geliştirilebilecek iş modelleriyle nasıl değer kazandıran faaliyetler yapılacağı konusunda da ilham vermiş oldu.
Bugüne kadar yapılan Sosyal Medya kampanyalarının rüştünü ıspatlayamamasının en büyük sebebi, yatırım geri dönüşünün (ROI-Return of Investment) tam anlamıyla hesaplanamaması olmuştu.
Marka değeri gibi soyut kavramların ölçümlemelerinden bile kesin sonuçlar alınamazken, işin içine online mecraların girmesiyle karmaşa arttı.
Fakat bugün, bu ölçümlemede hatalı olan yerler yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı…
Nasıl ölçümlenebilir?
Satır-sütun-santim hesabı gibi konvansiyonel metotlarla ölçümleme yapmak, Sosyal Medya kampanyaları için gerçeği yansıtmıyor.
Bunun için mecrayı tanıyan yol göstericilerinizle birlikte markanıza ölçüm kriterleri belirlemeniz gerekiyor.
Kriterler ne olabilir?
Hedefinize bağlı olarak;
- Fikir önderlerini hakkınızda konuşturmak,
- Online topluluk yaratmak,
- Tüketici geribildirimleri almak,
- Şikayet toplayarak çağrı merkezi yükünü hafifletmek ve web’deki itibarı korumak,
- Arama motorlarında olumlu içerikle öne çıkmak,
- Online satış yapmak ya da artırmak olabilir.
Bu kriterler arasında markanın ihtiyacı doğrultusunda ayrı ayrı kurgularla, markanın bulunması gereken mecralara göre konumlandırılmış kampanyalar ve farklı uygulamalar yaratılabilir.
Sayısal mı, deneyimsel mi?
Başarı kriterlerizin niteliği nedir? Sayısal mı, deneyimsel mi?
- Kaç sayıda şikayet topladığınız,
- Online topluluğunuzdaki katılımcı sayısı ve,
- Arama motorlarında şirketiniz adına kaç adet sonuçta yer aldığınız,
Sayısal kriterlerin ölçümlemedeki hedefine dair örnekler olabilir.
Deneyimsel ölçümleme hedefi de bu bağlamda;
- Çözüm getirilen müşterilerin tatmin olma dereceleri,
- Çözümlenen şikayetlerinin nasıl yankı bulduğu,
- Online topluluğun ürettiği içeriğin satınalma kararları üzerindeki etkisi ve,
- Tüketicilerden gelen geribildirimleri değerlendirip yeni ürün/hizmet geliştirme ya da mevcutların kalitesini artırmaya yönelik çalışmaların yaratılması,
gibi daha niteliksel ve soyut hedefler olabilir.
Amacınızı kontrol edip hedefleri buna göre belirlemek, ölçümlemenizi doğru yapabilmeniz için önemlidir.
Söz konusu kriterleri ve ölçümlemek istediğiniz nitelikleri belirledikten sonra yapacağınız Sosyal Medya uygulamalarından aldığınız geri dönüş oranını hesaplamak ve yarattığınız değeri bu şekilde ölçmek sizi daha tutarlı sonuçlara götürecektir.
Bir de not düşmek gerekir; Sayısal hedeflere göreceli olarak daha kolay ulaşılabilirken, deneyimsel hedeflere ulaşmak (içinde müşteri tecrübesi kavramını da barındırdığından) dolayı daha fazla vakit ve emek gerektirecektir.
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Deliler gibi yazmak istediğim bir dönem geliyor sanırım. Şubat çok fazla yerde yazdığım bir ay olacak. Ama ben öncelikle bu blogumu canlı tutmak için çalışacağım pazarlamanın diğer 6 atlısı ile
Başlamadan önce kendi blogumdan bir geçmişe gittim. Eğlendiğim ve hala çok sevdiğim bir kaç yazımı yeniden paylaşmak istedim.İşte ilki: Online medya planlama üzerine…
Internet medya planı ciddi bir iş. Milliyette 3000 dolara 3 gün en üstte çıkalım, bildiğimiz bir kadın portalı var ana sayfasında çıkalım diye plan yapan proje yöneticileri tanıdım. Korkunç! Kendi paraları olmadığından deyim yerindeyse har vurup harman savuruyorlar. Markaya geri dönüş getirmeyecek korkunç planlamalar dönüyor sektörde.
Internet medya planlamayı düzgün yapabilen tek bir ajans var bu sektörde… Geriye kalan tüm büyük ajanslar da dahil fasa fisodan ibaret işler çıkarıyorlar. Telefonda bu işten anlamadıkları itiraf eden büyük ajanslar internet medya planı gönderiyorlar tasarım ajanslarına. Hayatlarında hiç o ebatları görmediklerinden ebatlar kesin ölçüler yerine kare banner, msn banner gibi komik isimlerle anılıyor. Aynı şekilde hiç tasarlamadıklarından olsa gerek korkunç hatalarla dolu teknik specler gelir ajanslara…
2,5 sene boyunca sürekli banner ebatlarıyla uğraşmış ve medya planlama yapmış biri olarak bir müşterim için şöyle bir görüşme trafiği yaşadım… Bu trafikte sadece tasarım tarafıyım…
Cadı: Merhaba …, bize bir medya planı geldi. Ancak burada bir msn Messenger banner var. Ve bu banner genelde flash görüntüleyemeyenler için desteklenmek üzere jpg banner da ister. Ancak ajansınızdan gelen planda yok bu.
Müşteri: Yoksa yoktur o zaman Burcucuğum. Siz elinizde olanları yapın.
Cadı: Ama … bak bu bannerın zamanı en yakın olanlardan biri. Ve bize geri dönecek msn bu jpeg banner olmadığından. Teste geç gireceksin. Bunu istersen bir görüş medya planlama ajansıyla.
Müşteri: Burcucum, o kadar yoğunum ki bununla uğraşamam. Zaten anlamıyorum da. Lütfen ajansı ara. Onlara sor bana geri dön.
Cadı ajansı arar…
Cadı: Merhaba X… … markasının medya planı için arıyorum seni. Bu planda msn Messenger içn bir yanlışlık var.
X: Ne gibi bir eksiklik…
Cadı: MSN messengerın flash versiyonu yazıyor ama jpeg formatı planda yok. Ancak msn bu formatı jpegsiz kabul etmez.
X: Eeee, tamam jpegde yapın o zaman.
Cadı: Sizin o jpegi plana dahil etmeniz ve müşteriye onaylatmanız lazım. Müşteri onayı olmadan ben ekstra banner çıkartamam.
X: Sen sor madem müşteriye…
Cadı: Bak X… Bunu müşteriye sordum seninle konuşmamı istedi.
X: Ama jpeg lazım diyen sensin.
Cadı: Ben değilim bu bir zorunluluk. Yarın bunu MSN e teste gönderdiğinizde MSN size jpeg soracak. Siz dönüp bizden jpeg isteyeceksiniz. Ben müşteri onayı olmadan banner çıkartmayacağım. Müşteriden jpeg çalışın cümlesi gelene kadar zaman geçecek. Biz onayla jpeg çalışacağız. Siz teste göndereceksiniz. MSN’ in test zaman aralıkları var. Ona yetişemezseniz testsiz yayına başlayacaksınız. Müşteri de tasarımda gecikti diye düşünecek.
X: … Ama
Cadı: Bak X. Beni ilgilendiren bir konu değil. Ben müşterim şu formatı çalış diyene kadar bu işi çalışmam. Sizi uyardığıma dair müşterimi de bilgilendireceğim şimdi.
X: …
Bu arada zaten çok emin olduğumdan jpeg formatı çoktan çalıştırtmıştım. Bir tasarımcının toplamda 5 dakikadan fazlasını almaz. Ama ne yazık ki çoğu medya planlama ajansları bu konuda korkunç dikkatsizdirler!
Specler yalan yanlış gelir. Eksiktir. Güncellenmemiştir.
2 gün kala medya planı gönderip 2 gün içinde 15 ebat beklerler. Seri bant üretimi sanırlar banner tasarımını genelde.
Elinize taslak medya planı gelir. Buradan hayal gücünüzü kullanıp onaylanmış son planı tahmin etmenizi beklerler.
Bundan sonraki birkaç yazıda banner süreci nasıl gelişiyor, medya planlama nasıl gelişiyor, mantıklı olan aslında nedir ve iyi bir online medya planlama için neler yapmak gerekir diye ilerleyeceğim…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
“Sosyal sorumluluk” dendiğinde herkes kafasını sesin geldiği yöne çeviriyor.
Ajanslardaki arkadaşlarım çeşitli firmalar için sosyal sorumluluk kampanyaları çalışıyor, bloglarda sosyal sorumluluk kampanyaları konuşuluyor, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili kalitatif bir ankete tabi tutuldum (bu konuda da söyleyecek bir şeyim var, ayrı bir yazının konusu), hatta bayram ziyaretlerinde “sizin sosyal sorumluluğunuz var mı?” gibi sorular dahi duydum.
Doğu illerindeki okullara bir kaç parça kırtasiye malzemesi gönderen de sosyal sorumluluk yapıyor, binlerce kız okutan da, mail iletilerinin çıktısını almadığımız taktirde daha az ağaç kesileceği konusunda uyarıda bulunan şirketler de…
Bunlardan hangisinin daha sosyal sorumlu olduğu hakkında bir ölçüm yapabilir misiniz?
Sosyal sorumluluğun kimin harcı olduğundan bahsetmiştik.
Fatmanur Erdoğan konuyu “Sosyal Sorumlu kim olmalı?” diyerek farklı bir perspektiften sorguladı.
Bu konuların içine sürekli girdiğim için düşüncem şu; Sosyal sorumlu olanlar şirketler değil, şirketin bünyesindeki insanlardır!
Sosyal sorumluluk kampanyalarını diğer iletişim kampanyalarından ayıran en belirgin şey içerdiği yoğun duygusal iletişim öğeleridir.
İktisadi yapılar her zaman kazanmak isterler. Kazanan olmak için iletişim yaparlar. Zaman zaman iletişimin tonu da değişir.
En güçlü iletişim tipinin “duygusal iletişim” olduğu keşfedildiğinden ve etkinliği ıspatlandığından beri, sosyal sorumluluk projeleri tavan yaptı. Hayır için değil, etki yaratmak için…
Bu nedenlerledir ki sosyal sorumluluk aslında bir “proje”dir.
Bu tip projelere başlanırken kaç insana yardım edileceği ya da kaç ağaç kurtarılacağından önce, bu projenin bütçede yaratacağı açık ve karşılığında getireceği iletişim değeri ölçülür.
Öte yandan, sosyal sorumluluk içeren iletişim projelerinin dünyaya getireceği faydaya inanan profesyoneller olabilir (ben de onlar arasındayım). İnsanlar sosyal sorumluluk kampanyalarını alkışlarlar ve sonuçları ile nadiren ilgilenirler, ancak, günün sonunda bu işin şirkete getireceği iletişim değerini rakamlarla ilgilenen kişilere aktarmak yine “sosyal sorumlu” profesyonellere kalır…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Bugünlerde etrafımdaki iletişimcilerin (ve iletişimci adaylarının) interaktif faaliyetlerden bahsederken lafı döndürüp dolaştırıp sürekli olarak “banner”lara getirmesine takmış durumdayım.
İnteraktivite denilen kavramı banner ile kestirip atmak anlaması kolay olduğundan işlerine mi geliyor, yoksa gerçekten saf olduklarından mı bilinmez, bu aralar bir banner furyası dönüp durmakta.
Kime dönüp interaktif faaliyetlerini sorsam kaç siteye banner uygulattığını anlatıyor. Rutin kısa toplantılarda hangi portal ile görüşsem, bana sürekli olarak banner olanaklarından ve tıklanma oranlarından bahsediyor.
Kimsede terzi kesim bir çözüm önerisi ya da farklılaşmaya olanak sağlayacak bir proje önerisi yok.
Herkes her yerden, arsa alır gibi banner alanı almak istiyor, bunu gören portallar da kendilerini -kullanıcı deneyimini dahi hiçe sayarak- haraç mezat satıyorlar. Kullanıcı deneyimini hiçe sayan bu yaklaşımla da hem marka, hem de portal ciddi bir değer kaybı yaşıyor.

Kullanıcı deneyimini hiçe sayan, rahatsız edici bir banner örneği...
İşin acı yanı, bu portallardan gelen satış ekipleri de o denli donanımsız ki, kendilerine öğretilen operasyon kitabının dışında sorduğunuz herhangi bir soruya, ya da “…yapılabilir mi?” diye önerdiğiniz bir proje önerisine hiç bir cevap veremiyorlar.
Piyasanın işleyişine baktığımızda böyle bir eğitim ihtiyacı da doğmuyor, zira reklamveren tarafında zaten donanımsal eksiklikler had safhada. Dolayısıyla satış personelinin “ucundan azıcık” bilmesi ile bu iş götürülebiliyor. Şimdilik…
Bu tip toplantılara katılıyorsanız, bir test yapın.
Size “reklam alan satışı” için gelen kişilerin banner olanaklarını anlatmalarını değil, ne gibi özel projeler yapılabileceğini sorun.
Portalın aylık ne kadar hit aldığından bahsederlerse bunları boşverip tekil görüntüleme ve sitedeki reklam alanlarının aksiyon değerlerini sorun.
Hangi firmaların banner çalışmalarının yayınlandığını değil, bugüne kadar ne tip farklı uygulamalar yapıldığını sorun.
Bunlara gözleri kapalı cevap verebiliyorlarsa, gerçekten düşünün. Mutlaka ne yaptıklarını biliyorlardır.
Bunları niye söylüyorum?
Çünkü banner dediğimiz şey faaliyetin kendisi değil, bir tamamlayıcı öğedir.
Bütün web faaliyetleri bir tek banner kampanyaları ile tamamlansaydı, outdoor çalışmalar yaparak iletişim adına bütün sorunlarımızı çözebilirdik.
Bugüne kadar banner kampanyalarını web üzerindeki ana faaliyet olarak görüyorduysanız, size çok basit ve ikna edici bir hesap ile örnekleme yapayım; Outdoor için geleneksel iletişim kampanyalarında ne kadar pay veriyorsanız, banner uygulamalarının da web faaliyetlerinde kapsaması gereken pay aşağı yukarı o orandadır…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Şirketçe benimsenmesi gereken kültürü bir kenara bırakıp, “dar anlamıyla” CRM’i tanımlarsam; Müşteri İlişkileri’nin Teknolojik Altyapı ile Yönetilmesi olarak ifade edebilirim. Günümüzde teknolojik gelişmeler ile iç içe geçmeyen bir CRM olgusundan bahsetmek mümkün gözükmüyor. Müşteri ihtiyaçları o kadar hızlı değişiyor ki, bu değişimlere hızla ayak uydurabilen, hatta değişimleri önceden görebilen, aksiyon alabilenlerin var olabileceği bir rekabet ortamında yarışıyor şirketler.
Uğur Hocamın Perakendeciler ve Teknoloji ile ilgili yazdığı yazıyı okuduktan sonra; fiziksel yollardan müşteri ihtiyaç ve tutumlarının tespit edilerek anlamlı birer bütün haline getirilmesinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anımsadım. Toplanan veriler anlamlı raporlar üretilebilecek şekilde CRM programlarında kayıt altına alınmadıkları sürece bir anlam ifade etmeyeceklerdir. Bu süreçte harcanan efor, operasyonel maliyet ve iş yükü çoğu zaman CRM projelerinin başarısız olması ile sonuçlanacaktır.
Hal böyle olunca; E CRM’in, yani müşterilerin online ortamda bıraktığı izlerin saklanarak, teknoloji yardımı ile pazarlama girdisine dönüştürülmesinin önemi artmakta, bahsi geçen operasyonel yükün tamamı müşteriler tarafından karşılanmaktadır. Bu sayede; son derece hızlı ve güvenilir veri ambarları oluşturulabilmektedir.
Bloğumu takip edenler “E-CRM’in Nimetlerinden Faydalananın” “Akıllı Siteler Tasarlamak 1 ve 2″ isimli yazılarımı okumuş olabilir. Burada da değindiğim gibi mevcut teknolojileri kullanarak E-CRM’den faydanalabilir. Perakendecilerin fiziksel yollardan oluşturmaya çalıştıkları veri ambarlarını çok daha hızlı oluşturmaya başlayabilirsiniz.
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Teknolojideki ilerlemeler, perakendeciler tarafından yakın takip edilmekte ve “müşteri tecrübesi yönetimi” (CEM – customer experience management) için kullanılmaktadır.
Perakendeciler dükkanlarına giren insan sayısını bilirler. Dükkandan çıkan insan sayısını da, kaç kişinin alışveriş yaptığını da bilirler. Ancak içeride ne kadar zaman geçirdiklerini ve nasıl davranışlar içinde olduklarını bilmek çok zordur.
Frederick Newell’in “CRM Neden Başarılı Olmuyor ” isimli kitabında “Envirosell ” şirketinden bahsedilmektedir. Bu şirketin elemanları “alışverişin gizli ajanı” gibi davranır. Bu ajan, mağazanın dışında aylak geziniyor gibidir. Mağazadan içeri giren bir müşteriyi izlemeye alır. Ona sezdirmeden mağazaya girer ve yaptığı her şeyi takip kağıdına kaydeder. Nerede durakladığını, hangi ürünlere daha çok zaman ayırdığını, hangi paketlerde neleri incelediğini, hangi kutuları eline aldıktan sonra yerine bıraktığını, hatta mimiklerini bile kaydetmeye çalışır. Tuvalet ve giyinme kabinleri dışında izlediği kişi veya kişilerin gölgesi gibidir. Mağaza çok büyük ise, ajanlar daha az rahatsız edici olmak için ekip halinde çalışırlar.
Envirosell’in bir köpek maması üreticisi için yaptığı çalışmada, köpek gıdalarını yetişkinlerin aldığı; ancak ödül-gıdaları (daha pahalı olan ciğer kokulu bisküvileri) daha çok çocuklar veya yaşlı insanların aldığı fark edilmiş. Ajanlar, çocukların bunları almak için üst raflara tırmandıklarını, hatta yaşlı bir kadının köpek bisküvisini raftan aşağı indirebilmek için alüminyum folyo kutusu ile vurduğunu görmüşler. Bu ürünler, yaşlı ve çocukların erişebileceği yerlere aktarılmış. Satışlar bir günde artmış.
Şimdi teknoloji bu işi yapacak durumda. Economist dergisinin internet sitesinde yayınlanan “Alışveriş Bilimi – Beyinin satın alma yolu” (The science of shopping – The way the brain buys ) makalesi bu alanda önemli bir gelişmeyi anlatıyor.
Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden Dr. Rajeev Sharma, alışveriş ajanlığını otomasyon ile yapmak için bir Videomining adında bir şirket kurmuş. “Yüz tanıma” yazılımları sayesinde, güvenlik kameralarını kullanarak yüz binlerce insanı izleyebilecek bir yapı geliştirmişler.
Bir yandan müşterileri yaş, cinsiyet, etnik köken gibi demografik ayrımlar bazında incelerken, diğer yandan ne kadarının doğrudan bir markaya yöneldiğini, ne kadarının hangi ürünlerde tereddüt yaşadığını, hangi ürünleri birbirleri ile karşılaştırdığını ölçmeye başlamışlar.
Market içinde en az tereddüt yaşanan ürünün bira olduğunu bulmuşlar. Bira satın alanların büyük çoğunluğu bir markayı alıyor ve gidiyorlarmış. Dolayısıyla, bira şirketlerinin promosyonları mağaza içinde değil dışında yapmaları gerekiyor.
Bir diğer çalışma sırasında da, müşterilerin %12’sinin meyve suyu reyonunda 1.5 dakika geçirdiğini, ürünlerin etiketlerini uzun uzadıya incelediklerini, ancak hiç almadan çıktıklarını bulmuşlar. Müşteriler meyve suyu ile ilgileniyorlar; karbonatlı içeceklere karşı sağlıklı bir seçenek olduğunun farkındalar, ancak hangisini almanın daha iyi olduğunu bilmiyorlar. Demek ki, mağaza içinde “ikna çalışması” yapılabilir.
* * *
Teknoloji ilerledikçe, perakendeciler müşteriyi tanıma ve cirolarını artırma konusunda daha fazla yöntem bulacaklardır.
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Bugünün sıcak gelişmesi, Ergenekon operasyonu kapsamında Bedrettin Dalan’ın gözaltına alınmak üzere aranması ve Yeditepe Üniversite’sinin tabir-i caizse “basılması” oldu.
Basındaki yansımaların yorumlarına kısaca baktığımızda toplumun çoğunluğunun öfkesini, ancak bu konuda hiç bir şey de yapmadığını görebiliyoruz (ki bu, utanılması gereken esas durum olmasına rağmen, konumuz olmayacak
Yeditepe Üniversitesi burada bir kriz yaşıyor gibi görünüyor, ancak yapmaları gereken, bu gelişmeleri, iletişimde bir fırsata çevirmek.
İlk olarak, Yeditepe Üniversitesi, muhafazakar görüş karşıtlarının gözünde geleneksel iletişim metotlarıyla kolay kolay oturamayacağı “Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri’nin meşalesini tutan, bunun için de karartılmaya çalışılan” bir organizasyon pozisyona bu kriz ile oturmuş oldu.

Bunun avantajını kullanmak için elini kolunu bağlayarak oturmayıp, bir buzz yaratmak gerekli. Mevcut politik ortam, basına konuşacak tipte sözcülerin ortaya çıkarak üniversite’nin duruşunu sağlamlaştırmak ve medya’da ses getirmek için uygun durumda.
Doğan Grubu medyası ile ilişkileri baz alındığında, Yeditepe Üniversitesi bu gelişmelerin ve açıklamaların haber yapılmasında etkin olabilecekleri gibi, pazarlama iletişimi karmasını da doğrudan bu duruşunu desteklemek için kullanabilir.
Öte yandan, oluşumun simgesi ve baş aktörü Bedrettin Dalan’ın yurda dönme kararını bu kadar hızlı bir şekilde alması, akıllarda filizlenecek muhtemel soru işaretlerini de ortadan kaldırdığı gibi, oğlu ve arkadaşlarının gözaltına alınması da mağduriyet sebebi yaratıyor.
Geriye PR ve diğer iletişim enstrümanlarıyla bu durumun getirdiği konumlandırma algısını pekiştirmek kalıyor.
Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler Departmanı paralize olup, gelişmeler karşısında elini kolunu bağlayarak oturacak mı, yoksa politik ve ekonomik baskılardan korkmadan, istemeden düştükleri bu durumun avantajını kullanabilecekler mi zamanla göreceğiz…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
