Posts Tagged ‘Eren Kumcuoglu’
Bunlar enteresan insanlardır.
Kimi bir dayanağı dahi olmadan muhalefet yapar, kimi siyasi görüşü üzerinden, kimisi de yalnızca öğreten adam - uyandıran ağabey olmak istediğinden…
Bu kişiler web’deki gelişmelere paralel olarak önce kendilerini IRC ortamlarında göstermeye başladılar. Malum, o dönemde web’de yalnızca tek taraflı bilgi alabiliyorduk ve sosyalleşmek IRC ortamına ve Mailing List’lere mahsustu. Mailing List’ler nispeten daha steril ortamlar olduklarından, bu insanların yükünü IRC çekiyordu…
Bu kişiler, IM dönemi gelip anlık sohbetler daha fazla kişiselleşince kısa bir süre duygusal buhranlar yaşadı. Ancak o zaman da Forum’lar icat oldu ve kendilerini bir anda bu ortamlarda, daha büyük öfkeyle tatmin etmeye başladılar. Yazdıkları IRC’de olduğu gibi uçucu olmuyor, aksine, kalıcı olduğundan dolayı kendilerini, IRC’nin ardından yaşadıkları duygusal buhrandan hızlıca kurtuldular.
Kimisi gecesini gündüzüne katarak yaptığı binlerce post ile bazı forumlarda yerlerine oturdular. Bugün, adeta küçük, dijital bir feodal sistem kurmuş gibi, etrafında müritleri olan topluluk insanları haline gelenleri bile görebiliyoruz, bu insanlar çok büyük saçmalıklar yapmadıkları sürece otoriteleri sarsılmayacaktır…
Buralarda yer edinemeyen, daha az zararlı olanları ise ya kendilerine yeni topluluk oluşturmaya çalışıyor, ya da şu sıralar yaptıkları gibi, microblogging sitelerine kapağı atıyorlar.
İşte şimdi tanımlayacağımız, tam da bu kendi hakimiyetini kuramamış, daha az zararlı gözüken, ancak “sinek küçüktür, mide bulandırır” misali iç kaldıran insanların davranış modeli olacak.
Özellikle FriendFeed ve Twitter gibi microblogging ortamlarında rastlayacağımız bu kişiler önce muhalefet olabilecekleri potansiyelde ya da birisinin sevincine vesile olan bir konu başlığı bulup onu kirletecekleri bir alt başlık düşünürler.
Politik bir aksiyon yorumu yapan başlıkların altına “Bu kadar kolay kanmayın, soluduğunuz her nefes İsrail’e para olarak gidiyor” diyerek bizi aydınlatırlar.
Yeni bir elektronik cihaz ya da vasıta alan kişinin heyecanlı başlığının altına gidip “3 kuruşluk şey mi seni mutlu etti? Bunlar birer araç, amaç değil!” diyerek kendi sahip olamadıklarına ve bize öfke kusarlar.
Hayvan sevgisini gösteren kişilerin başlıklarının altına “Bugüne kadar kaç aç doyurdun? Git te sokağındaki aç insanları doyur önce” diyerek bizi derin uykularımızdan, pembe bulutlu hülyalarımızdan uyandırırlar.
Zaman zaman aklı başında ancak diline hakim olamayan kimseler, bu insanları başlıklarını kirletmemeleri ya da akıllarını başlarına toplamaları adına uyarır. Dikkate alıp susmazlar, hatta “Başlığınızı daha fazla ‘kirletmek’ hakkım değil. Madem FriendFeed’i iyi kullanan insanlarız “feed”inizi ‘özel’ yaptığınızda inanın yazdığınız şeyleri görmek ‘lüksünden’ uzaklaşacağım” gibi dahiyane önermelerde bulunurlar.
Bu küstahlıktaki insanların unuttukları şey, web’deki en ilkel paylaşım platformlarından biri olan forumlarda dahi kayıt esnasında gereksiz gerginlik yaratacak ortama sebebiyet verilmeyeceğine dair bir taahhüt verdikleridir. Bunu sık sık unutmak ve alakasız yerlerde alakasız toplumsal mesaj verme kaygısı yaşamak ne gariptir halbuki. Kayıt kurallarında herşey açık olmasına rağmen, belki bunu hiç okumadıklarından bilmeden, belki de kendilerine dahi saygıları olmadığından bilerek bu kuralları çiğnerler.
Farkına varılabilen bir diğer husus ta, aynı davranış modelini sergileyen kişilerin bu bilgileri sanki ilk kez açıklıyormuşçasına bir havaya, bir “uyandıran adam” modeline bürünmeleri oluyor. Olgun ruhlara yakışan yaklaşım “Hocam sağolasın, bundan böyle daha farklı perspektiften bakacağım, dünya görüşümü değiştirdin” cevabı vererek bu kişilerin kişisel tatminini sağlamaktır.
Hepsinin bir ortak noktası vardır; aslında yaşamayı, hayatı sevmezler.
Kendini, düzenin çarkları’ndan bahsederek kitleleri uyandırma misyonunda gören bazı kişilerin, Türkiye’de iPhone yokken Amerikalardan gelecek kankilerine ürünü getirtmek için, yurttaki kuzenlerine de sim kilidini kırdırtmak için 40 takla attığını gördüm. Bunları başardıktan sonra yeni iPhone’larından ballandıra ballandıra bloglarına girip kapitalizm’i dövdüler…
Herkese negatif muhalefetsiz günler dilerim…
| Filed Under: Web 2.0, PR 2.0 & Sosyal Medya |
Bugünlerde etrafımdaki iletişimcilerin (ve iletişimci adaylarının) interaktif faaliyetlerden bahsederken lafı döndürüp dolaştırıp sürekli olarak “banner”lara getirmesine takmış durumdayım.
İnteraktivite denilen kavramı banner ile kestirip atmak anlaması kolay olduğundan işlerine mi geliyor, yoksa gerçekten saf olduklarından mı bilinmez, bu aralar bir banner furyası dönüp durmakta.
Kime dönüp interaktif faaliyetlerini sorsam kaç siteye banner uygulattığını anlatıyor. Rutin kısa toplantılarda hangi portal ile görüşsem, bana sürekli olarak banner olanaklarından ve tıklanma oranlarından bahsediyor.
Kimsede terzi kesim bir çözüm önerisi ya da farklılaşmaya olanak sağlayacak bir proje önerisi yok.
Herkes her yerden, arsa alır gibi banner alanı almak istiyor, bunu gören portallar da kendilerini -kullanıcı deneyimini dahi hiçe sayarak- haraç mezat satıyorlar. Kullanıcı deneyimini hiçe sayan bu yaklaşımla da hem marka, hem de portal ciddi bir değer kaybı yaşıyor.

Kullanıcı deneyimini hiçe sayan, rahatsız edici bir banner örneği...
İşin acı yanı, bu portallardan gelen satış ekipleri de o denli donanımsız ki, kendilerine öğretilen operasyon kitabının dışında sorduğunuz herhangi bir soruya, ya da “…yapılabilir mi?” diye önerdiğiniz bir proje önerisine hiç bir cevap veremiyorlar.
Piyasanın işleyişine baktığımızda böyle bir eğitim ihtiyacı da doğmuyor, zira reklamveren tarafında zaten donanımsal eksiklikler had safhada. Dolayısıyla satış personelinin “ucundan azıcık” bilmesi ile bu iş götürülebiliyor. Şimdilik…
Bu tip toplantılara katılıyorsanız, bir test yapın.
Size “reklam alan satışı” için gelen kişilerin banner olanaklarını anlatmalarını değil, ne gibi özel projeler yapılabileceğini sorun.
Portalın aylık ne kadar hit aldığından bahsederlerse bunları boşverip tekil görüntüleme ve sitedeki reklam alanlarının aksiyon değerlerini sorun.
Hangi firmaların banner çalışmalarının yayınlandığını değil, bugüne kadar ne tip farklı uygulamalar yapıldığını sorun.
Bunlara gözleri kapalı cevap verebiliyorlarsa, gerçekten düşünün. Mutlaka ne yaptıklarını biliyorlardır.
Bunları niye söylüyorum?
Çünkü banner dediğimiz şey faaliyetin kendisi değil, bir tamamlayıcı öğedir.
Bütün web faaliyetleri bir tek banner kampanyaları ile tamamlansaydı, outdoor çalışmalar yaparak iletişim adına bütün sorunlarımızı çözebilirdik.
Bugüne kadar banner kampanyalarını web üzerindeki ana faaliyet olarak görüyorduysanız, size çok basit ve ikna edici bir hesap ile örnekleme yapayım; Outdoor için geleneksel iletişim kampanyalarında ne kadar pay veriyorsanız, banner uygulamalarının da web faaliyetlerinde kapsaması gereken pay aşağı yukarı o orandadır…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
Bugünün sıcak gelişmesi, Ergenekon operasyonu kapsamında Bedrettin Dalan’ın gözaltına alınmak üzere aranması ve Yeditepe Üniversite’sinin tabir-i caizse “basılması” oldu.
Basındaki yansımaların yorumlarına kısaca baktığımızda toplumun çoğunluğunun öfkesini, ancak bu konuda hiç bir şey de yapmadığını görebiliyoruz (ki bu, utanılması gereken esas durum olmasına rağmen, konumuz olmayacak
Yeditepe Üniversitesi burada bir kriz yaşıyor gibi görünüyor, ancak yapmaları gereken, bu gelişmeleri, iletişimde bir fırsata çevirmek.
İlk olarak, Yeditepe Üniversitesi, muhafazakar görüş karşıtlarının gözünde geleneksel iletişim metotlarıyla kolay kolay oturamayacağı “Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri’nin meşalesini tutan, bunun için de karartılmaya çalışılan” bir organizasyon pozisyona bu kriz ile oturmuş oldu.

Bunun avantajını kullanmak için elini kolunu bağlayarak oturmayıp, bir buzz yaratmak gerekli. Mevcut politik ortam, basına konuşacak tipte sözcülerin ortaya çıkarak üniversite’nin duruşunu sağlamlaştırmak ve medya’da ses getirmek için uygun durumda.
Doğan Grubu medyası ile ilişkileri baz alındığında, Yeditepe Üniversitesi bu gelişmelerin ve açıklamaların haber yapılmasında etkin olabilecekleri gibi, pazarlama iletişimi karmasını da doğrudan bu duruşunu desteklemek için kullanabilir.
Öte yandan, oluşumun simgesi ve baş aktörü Bedrettin Dalan’ın yurda dönme kararını bu kadar hızlı bir şekilde alması, akıllarda filizlenecek muhtemel soru işaretlerini de ortadan kaldırdığı gibi, oğlu ve arkadaşlarının gözaltına alınması da mağduriyet sebebi yaratıyor.
Geriye PR ve diğer iletişim enstrümanlarıyla bu durumun getirdiği konumlandırma algısını pekiştirmek kalıyor.
Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler Departmanı paralize olup, gelişmeler karşısında elini kolunu bağlayarak oturacak mı, yoksa politik ve ekonomik baskılardan korkmadan, istemeden düştükleri bu durumun avantajını kullanabilecekler mi zamanla göreceğiz…
| Filed Under: Kategorilenmemiş |
